08.22
Bu kez de Ayvalık-İstanbul yolculuğundayız ve arkadaşlarımdan önce döndüğümden dolayı kendi başıma otobüs ile yolculuk ediyorum. Herşey olabildiğince normal seyir ediyor, fazla düşündürecek bir durum yok ve eve varmama sanırım en fazla bir buçuk – iki saat var.
Sıra İstanbul’a kırkbeş dakika kaldığının bence işareti olan “Arabalı”ya geldi. Otobüs ile sırada beklerken yarı uykulu olduğum için ne kadar bekledik bilemiyorum, ancak otobüs hareket edip de Arabalıda yerini alırken ayıldım ve çevremde olan biten herşeyin farkındaydım. Arabalıyı görenler bilirler baş ve kıç tarafından bakıldığından simetrik bir yapısı vardır, bir de bu simetrinin tam ortasında üzerinde yolcu bölümü ve daha sonra kaptan köşkünü barındıran bir yanından diğerine uzanan bir köprüsü vardır. Önümüzde bir kaç araç daha olduğundan onlar yerlerini bizden önce aldılar ve sıra bize geldiğinde bir başka otobüsün arkasına ve otobüsün sol yanı da köprünün yan duvarına gelecek şekilde durduk. Daha sonra sağ yanımıza bir başka otobüs ve arkamıza da bir bir kamyon geldi.
O anda arabaları yerlerine yerleştiren adamların aslında ne kadar basit bir iş yaptıklarını ve onlar için detayların ne kadar önemsiz olduklarının farkına vardım. Bir arabalı kazası yaşanıncaya dek hiçkimsenin farketmeyeceğini ya da farketse bile önemsemeyeceği bir durum vardı ortada. Şayet arabalı bir kaza yapsa ya da en azından bir şekilde yan yatmaya başlayacak olsa bizim otobüsümüzden çıkmak imkansız olacak. Bu gibi durumlarda otobüslerden kaçıp kurtulmanın tek yolu camları acil durum çekiçleri ile kırmak ve camlardan dışarı atlamaktır, ancak bizim otobüsümüz o kadar güzel yerleştirilmişti ki üç tarafımız araçlarla, bir yanımız ise demir bir duvarla örtülmüştü. Yani bir şekilde araçlar kayacak otobüsün içinde hapis olacaktık.
Umarım bu olayı önemsiz bir hikaye olarak okumazsınız, çünkü hiçbir zaman meydana gelmemiş bir olay asla meydana gelmeyecek demek değildir. Bizi insan yapan da aklımızı kullanıp olaylar meydana gelmeden önce sorunlara çözüm bulabilme yeteneğimizdir, bu yetenekten faydalanmamanın adını gelin siz koyun. Bunu bir kehanet olarak değil, mantık olarak söylüyorum: Eğer bu gibi bir konuda tedbir alınmazsa, birgün mutlaka o otobüsün içindekiler can verecek ve ancak o zaman belki bu konuda önlemler alınacaktır; ülkemde yaşanan deprem sonunda olanlar da aslında bunun birebir bir örneği değil mi?
Hazır deniz araçlarından bahsediyorken bir parantez açayım ve denizcilikte kullanılan iskele, sancak ve bunlara ait olan renkleri nasıl aklınızda kolayca tutabileceğiniz ile ilgili bir ipucu vereyim. Anlatacağım teknik en azından kendimde işe yaramıştır, sizin için bir garantisi yoktur, ancak bu tür bir teknik ile öğrendiğiniz bilgiyi unutma ihtimaliniz gerçekten çok düşük:
Elimizde öncelikle kendimize göre sağ ve sol yönlerine sırasıyla karşılık gelen sancak ve iskele terimleri var. Sağ’ın sancak ve solun iskele olduğunu öğrenmekte çok basit bir yöntem kullanacağız, ancak bu teknik kendi başına çok az durumda işe yaramaktadır, çünkü içinde bulunduğumuz durum bir “ikili durum” dur, yani eğer biri değilse diğeridir.
Sağ ve sancak kelimelerinin ilk seslerinin benzer olduklarına dikkat etmek ve yalnızca bu ilişkiyi akılda tutmak sorunu çözecektir: “Sa”ğ – “Sa”ncak. Bu ilişkiyi anımsadıktan sonra geriye sol – iskele ilişkisi kalmaktadır, ancak bu bir ikili durum olduğundan bu iki terim arasında bir bağlantıyı aramaya gerek yoktur, kendiliğinden sonuç çıkarılmaktadır, yani sağ sancak ise geriye yalnızca solun da iskele olacağı olasılığı kalmaktadır.
Bundan sonra bu yönlerin renkleri ile ilişkilerini bilmek gerekir, bu ise diğeri kadar basit bir teknik ile olmasa da beynin çok daha çabuk kabul edeceği ve büyük olasılıkla unutulması imkansız bir bağlantı olacaktır. Bu ilişkiyi kurarken de yine ikilem olmasının bize verdiği avantajdan faydalanıyoruz ve bağlantıyı yalnızca sağ – sancak yönünde tanımlıyoruz: Sağ diyince aklımıza hemen bir futbol sahasını getirebiliriz, ne de olsa sözcüğün sesi kolaylıkla bize bunu çağrıştırabilir, bir futbol sahasını aklımıza getirdikten sonra çabucak bu sahanın ne renk olduğunu da bulabiliriz, saha yeşildir; dolaisiyle sağ – saha – yeşil bağlantısı çok hızlıca kurulacak ve unutulmayacaktır.
Geriye de sol – iskele – kırmızı ilişkisi kalır, bu da çok doğaldır. Esasında gerekli olmayan, ancak ilişkilerin anımsanmasında bir başlangıç noktası vermek adına küçük bir ekleme daha yapabilirim: Eğer ilişkilerin hepsinin yalnızca sağ yön için yapıldığını ve sol yönün ise ikili ilişki olmasından ötürü geldiğini farkettiyseniz ve ilişkileri hatırlamakta da güçlük çekiyorsanız aklınızın bir köşesinde yola çıkış noktanızın gündelik hayatta en çok kullandığınız eliniz olduğunu unutmayın ve umarım solak değilsinizdir :) Neyse ki bu çok önemli bir nokta değil.