Wordpress (2.6) Post Revisions
Wednesday, June 25th, 2008Yeah, that’s what I’m talking about! This is gonna be awesome…
Yeah, that’s what I’m talking about! This is gonna be awesome…
Ben hukuktan anlamam, ama zaten anayasayı anlamak için de hukukçu olmaya gerek olmaması gerekir.
Nasıl oluyor da anayasanın onuncu maddesi varken, sözüm ona “Anayasa Mahkemesi”, türban ile ilgili birtakım kanun(lar) çıkartıyor bir düşünelim…
MADDE 10. – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(Ek: 7.5.2004-5170/1 md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
(Değişik: 9.2.2008-5735/1 md.) Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
It’s quite sometime now that I’m looking for a good way to listening music via Last.fm without going to their web site or using Last.fm software and I think finally I’ve found what I was looking for.
Since now I’ve tried Last.fm’s own software, Last Exit and Awn Last.fm applet, but none of’em was good enough to me.
Tonight I’ve found out this Banshee plugin called “Last.fm Radio” which integrates in an incomparable way to Banshee as nothing else out there does (credits go to Gabriel Burt).
If you’re not aware of this thing, I urge you to give it a try right now, you won’t be disappointed…
Congratulations guys!
This was years ago, you understand. Back when things weren’t set in concrete. Back when you had a way of changing the course of things. If you knew how. She was perfect. She had always been perfect. I wanted to keep her that way and like this. To be young and older somehow. Of course that’s not what it looked like to her. When I came home from school at Christmas we saw each other, of course. We talked about things, but never that. We talked about love in general. Like it was the subject of an essay instead of real. She said it was like jumping off the high dive, love was. Or like almost getting drowned. Which, honestly, I didn’t understand. For a long time. You wanna know the reason I stopped that night? It wasn’t nobility. That’s only what I told myself. We have all the time in the world, right? It was that I knew something was about to be taken from us leaving its place something we didn’t know. Which didn’t make her sad but it did me. You only get a couple of moments that determine your life. Sometimes only one. And then it’s gone. Forever.
Lately my network policies have been changed to very very strict ones, thus I can’t even download my emails anymore! Here’s my favorite quote for you:
The moral is: a firewall cannot protect a network against its own internal users, and should not even try to.
When an internal user asks you system administrator to open an outbound port to an external machine, or an inbound port to an internal machine, then you should do it for him. Of course you should help the user to make sure that his transactions are secure, and that his software is robust. But a flat out denial of service is plain incompetence. For unless he is so firewalled as to be completely cut from the outside world, with no ssh, no telnet, no web browsing, no email, no dns, no ping, no phone line, no radio, no nothing, then the user can and will use firewall piercing techniques to access the machines he wants nonetheless, and the net result for security will be an unaudited connection with the outside world. So either you trust your users, after proper training and selection, or you shouldn’t grant them access to the network at all. You can and you shall protect them from the outside world, but you can’t protect them from themselves.
Because there exists such things as system administrators who are either unresponsive, absent, overworked, plain incompetent, or more generally managed by incompetent people, it so happens that a user may find himself behind a firewall that he may cross, but only in awkward ways.
Just wait, you’ll see…
I’ve added a new video in my favourites section!
I think the problem is that, the people ask "how much can I cover today?" and if they cover a lot: "Wow, I was good today. I really covered a lot!" You really have to ask "how much people can absorb?" and "what’s the best way in?" People don’t typically ask that question. — Robert Frank
Düşünce ve inanışlarımı yazdığım yeni bir sayfa yarattım, belki ilginizi çeker…
I’ve added a new video to my favourites section. I think you should all go and see it. Cheers.
Now, this thing has made my day! I’ve always believed that reading feeds from a mail client, like Evolution, was a great idea. Unfortunately, I didn’t know until yesterday that such a plugin for Evolution was already there, waiting for me just to be installed. I urge you to grab this beauty as soon as you can, and throw away any other feed aggregator you may be using… Now I’m able to read my feeds just like if they were mail messages: what a wonderful and painless thing! They say:
The motivation behind this was to have RSS in same place as mails, at this moment I do not see the point having a separate RSS reader since a RSS Article is like an email message.
…and I think they’re absolutely right! Have a nice day.
I’m desperately looking for a partner who is willing to hack free software for the GNOME platform, but has none or very little experience and looking for an inital spark, just like my self.
Contact me if you’re interested…
p.s. Also, if you’re an experienced hacker and would love to voluntarily mentoring me, you’re most welcome!
İstanbul, Maltepe-Kartal bölgesinde hakkıyla yapılmış bir apartmandan bahsetmeden geçemeyeceğim. Ayrıntılı bilgi için:
Alpay Yapı Endüstri ve Ticaret Ltd. Şti.
Bağlarbaşı Mahallesi Şahin Sk. No:28 Maltepe-Kartal/İstanbul
Telefon & Faks: (216) 442 28 33
E-Posta: info@alpayyapi.com
Senin, seni anlattığını duymuş bir kişi bile varsa bu dünya üzerinde, bir daha eskisi gibi olamazsın. — Ali Servet Dönmez (07.10.2007)
Eğer kabuğunu satabiliyorsan değerlisin, içini zaten kimseye göstermeyeceksin. — Ali Servet Dönmez (07.10.2007)
I’ve just added Amazon.com Wish List link in my "ElseWhere" section. Consider that one if you’re kind enough to make my wishes come true!
"Güzel olan birşeyin en iyisini yapmak! Ancak, hedeflenen zamanda yapmak en doğrusu."
H. İlker Dönmez,
23.08.2007
(Erenköy / İstanbul)
Non so se voi lo sapevate prima, pero’ questo sito e’ divertente ed anche sembra essere utile.
www.gnu.org sayfalarını çevirmekte Gönüllü Çevirmenler‘e, bana ve başka birkaç kişiye daha gönüllü olarak yardımcı olmak isterseniz lütfen bana yazın!
All right, i’ve written my first curriculum ever and made it publicly available, go and grab it you! =)
"Küçük şeylerle mutlu olmayı öğren! Büyükler kimi olsa mutlu eder."
Ali Servet Dönmez — 04.06.2007
Bazen öyle çok canım kardeşimden başkaları da üye olsun, bir iki yorum yazsın istiyorum ki… Acaba üyeliği kaldırsam mı? Hmmm…
Ingegneria non e’ ne peggio ne meglio della scienza, ma diversa. L’obiettivo di base della scienza e’ quello di scoprire i fatti della natura che non sono risultati della legislazione, mentre l’obiettivo di base dell’ingegneria e’ disegnare cose utili. Siccome cose utili devono obbedire alle leggi della natura, ingegnieri studiano la scienza.
Tek şansım geriye koşmaktı, iki adım önümde de olsan geriye koşmak; o gürültüyü duymak istemeyeceğiz eminim. Sonra ben yer ile gök arasında sonsuzda kaybolacağım. Birgün gelecek, hava karanlık olduğunda ama buna rağmen etrafı görebildiğin bir zamanda, gri kumlarda bedeninin yarısı suların içinde saçlarını okşar, kum tanelerini altından alan suyun huzur dolu şıpırtısını dinlerken, bedenindeki serinlik sana tanıdık gelecek ağlayacaksın. Parçalar bütüne kavuşacak sen ağlarken, her yanında hissedeceksin suyun narin yükselip alçalışını…
Ali Servet DÖNMEZ — 02.12.2004
02.12.2004 tarihinde meux için yazmışım, 05.03.2007 günü yayımlayıp 06.03.2007 sabahında düzenleyip yukarıdaki halini verdim.
Beautiful typography…

Yay! This is my first hackergotchi ever! Now it’s time to find out where to use it…
Bugün aramızdan ayrıldığımda Mektubumu babam okusun sevdiklerim. Yaşamak istediklerimi şimdi anlatabilmem için Bu mektup sizlerin.
Dün gıdısına doğduğumda Sesime annem ağlasın sevdiklerim. Yaşadıklarımı şimdi anlatabilmem için Sabır sizlerin.
Yarın hatırlandığımda Bugün bizim günümüz olsun sevdiklerim. Yaşatmak istediklerimi şimdi anlatabilmem için Bu sessizlik sizlerin.
Beni hersene birgün hatırlayın, o gün benim günüm olsun. O gün bir an geldiğinde herkes sussun ve yalnızca sussun. Bunu yapın, bunu bizim için yapın. Biliyorum herşey güzel olacak.
Sevecenlikler, Ali Servet DÖNMEZ
Su questa pagina potete trovare il numero pi di 4.000.000 cifre (non so a cosa potrebbe servire esattamente pero’…).
Wordpress’e geçiş sağlandı/sağlanıyor, zaman ile istediğim noktaya giden bir weblog olması dileğiyle. Çoğu yerde eksik/hata/varsayılan sayfa/yazı/yorumlar ile karşılaşmanız olasıdır, sitenin tamamlanması zaman alacak, hem gelişip hem de güzelleşek inşallah; dolaisiyle karşılaşabilecekleriniz bilgim dahilindedir… Not: SPAM ile mücadele başlayıncaya kadar yoruma kapalıyız!
Sizinle mükemmel olduklarını düşündüğüm iki konuşmayı paylaşmak istiyorum. Konuşmalardan birincisi Kral’a (Martin Luther King, Jr.) ait ve konuşmanın gerçekleştiği tarih 28.Ağustos.1963. Etkileyici, sallayıp, sarsıp, yerden yere vuran, içe işleyen ve daha akla yüreğe sığmayan onlarca etkiye sahip olan bir konuşma; konuşmayı izlemek/dinlemek için lütfen buraya tıklayın. Paylaşmak istediğim ikinci konuşma ise Steve Jobs’a ait. Daha önce metnini okuyup etkilendiğim bu konuşmanın görüntülü ve sesli halini izlemek/dinlemek üzerime farklı farklı duygular bıraktı. Yalnızca bir insanın hayatı olarak düşünülebilir, ancak konuşmanın kendisinin bir sanat ürünü olduğunu düşünüyorum. Şimdi lütfen bu konuşma için buraya tıklayın.
Bana eskisi gibi davranmanı istediğim için sana birşey söylemiyorum. — Ali Servet Dönmez
Bir de bu sıralar neden Türkiye’de değilim diye kendi kendimi yiyorum ve biraz da üzülüyorum. Bir sürü etkinlik vb. oluyor, "Linux günleri" vb. düzenleniyor, Pınar Yanardağ sunum da yapıyor, ancak ben göremiyorum. Ruby nedir merak ediyorum, LISP öğrenmek istiyorum…
Uzun zaman oldu zaman ayarlayıp da yazamadım, birikmişim var, hemen başlıyorum: Mart 2005′den beri GNU sayfalarının resmi çeviri projesinin başındayım, ancak yalnızca kendi kendine otlakta oturan bir çoban gibi hissediyorum kendimi. Uzun uzadıya yazmayacağım, özet: http://www.gnu.org adresinden itibaren gezmeye başlayın, beğendiğiniz ve çevirisini yapmak istediğiniz herhangi içeriği Türkçe’ye çevirin ve çeviriyi bana yollayın. Daha uzun boylu bir katılım düşünüyorsanız Savannah’daki proje ekibimize katılabilirsiniz. Keşke biraz olsun ortamı canladıracak katılımcılar olsa, her ateşlendiğimde "bir elin nesi var" oluyorum… CVS konusu benim bir eksiğim, ancak öğrenmeye zaman ayıramıyorum, dolaisiyle her ne kadar şu anda CVS’den anlayan bir arkadaş projede görevli olsa da gerçekten yürekten çalışmaya gönüllü herkesi CVS konusunda da projeye destek vermeye çağırıyorum. İletişim için, proje sayfasına gidiniz. Birikmişim var dedim, ancak bir tane daha yazacak halim ve zamanım yok. Daha sonra…
İşte Uludağ Projesi’nin resmi sitesindeki bir paragraf:
"Uludağ projesi tarafından, Pardus’a eklenmek üzere hazırlanan yazılımlar GPL lisansı ile hazırlanmaktadır. Dağıtım içerisinde kullanılan yazılımların büyük çoğunluğu GPL ve diğer özgür lisanslar ile dağıtılıyor. Buna rağmen daha çok kullanıcıya ulaşabilmek için özgür bir lisans ile sunulmayan, özel donanım sürücüleri gibi bazı yazılımlar Pardus ile dağıtılabilir. Uludağ Projesi tarafından, Pardus için geliştirilen yazılımlar her zaman GPL ile dağıtılacaktır."
Pardus’a eklenmek üzere hazırlanan yazılımların GPL ile lisans altına alınacağını bilmek gerçekten Türkiye adına çok olumlu bir haber. Dağıtımın içinde bulunan diğer yazılımların büyük kısmının da GPL olmasa bile diğer özgür lisanlar altına alınmış olması bence üzerinde fazla durulmaması gereken teknik bir mesele. Bu dağıtımın tamamı sıfırdan yazılmadığı için dağıtıma dahil edilecek çeşitli yazılımların lisanlarını belirlemek olası değil, onları ya reddedeceksiniz ya da lisans uyarınca dahil edeceksiniz; bundan dolayı bu noktaya pek fazla takılmamak gerektiğine inanıyorum. Burda dikkatimizi kesinlikle çekmesi gereken bir söz var:
"büyük çoğunluğu"
Anlaşıldığı üzere bu, "hepsi değil" anlamına geliyor. O halde elimizde tamamı özgür olmayan dağıtım, ya da dilerseniz buna pekiyi işletim sistemi de diyebiliriz, yani aslında özgür olmayan bir işletim sistemi var. Öyle sanıyorum ki bu projenin aslında özgür olmak gibi bir amacı da yok, ancak keşke öyle olsaydı. Hep sanırdım ki insanlar tarihten ders alamazlar, çünkü tarih çok eskilere dayanır; ancak önümüzdeki durum bu değil. GNU’nun tarihi bindokuzyüzseksenlerden geriye gitmiyor, yani yirmi yıllık bir süreden bile dersler çıkaramıyoruz. Bu konu hakkında bilgili olanlara soruyorum, acaba GNU olmasaydı bugün elimizde bu dağıtımlardan herhangi birisinin olması ihtimali neydi? Özgürlük fikri olmasaydı bugün elimizde ne özgür yazılımlar ne de bunların bir araya gelmesiyle elde ettiğimiz özgür işletim sistemleri olabilirdi. Ancak yirmi yıl gibi kısa bir süre içinde esas olanın özgürlük olduğu unutulmuş ve iş çabucak popüler bir kimliğe bürünmüş. Bakın Uludağ Projesi ne diyor: "daha çok kullanıcıya ulaşabilmek". Ben kaynağı önemsemeyenlerin ilerleyebileceklerine inanmıyorum. En azından alınan yol aynı doğrultuda ve tatda olmayacaktır. Bugün yol popülerliğe doğru gitmektedir, ancak bugün elimizde olanların elimizde olmasını sağlayan popülerlik değil, özgürlüktür. Türklerden ve özellikle Türkiye’de yaşayan Türklerden elimizde olan bu fırsatı çok iyi değerlendirmesini istiyorum. Elimizde başta Amerika olmak üzere neredeyse konudan haberdar tüm ülkelerin reddettiği ya da kavrayamadığı bir değer var: özgürlük. Kopyacı anlayıştan kurtulmamız gerekli. Popülerliği bir kenara atıp, üzerinden geçip, özgürlüğümüze sahip çıkmalı, "özgürlük" denildiğinde ilk akla gelen, özgür olmak isteyen herkesin akın akın koştuğu bir ülke, bir millet olmalıyız. Eğer popüler bir projenin içindeyseniz, onu özgür kılmak için elinizden geleni yapın.
Bu kez de Ayvalık-İstanbul yolculuğundayız ve arkadaşlarımdan önce döndüğümden dolayı kendi başıma otobüs ile yolculuk ediyorum. Herşey olabildiğince normal seyir ediyor, fazla düşündürecek bir durum yok ve eve varmama sanırım en fazla bir buçuk - iki saat var.
Sıra İstanbul’a kırkbeş dakika kaldığının bence işareti olan “Arabalı”ya geldi. Otobüs ile sırada beklerken yarı uykulu olduğum için ne kadar bekledik bilemiyorum, ancak otobüs hareket edip de Arabalıda yerini alırken ayıldım ve çevremde olan biten herşeyin farkındaydım. Arabalıyı görenler bilirler baş ve kıç tarafından bakıldığından simetrik bir yapısı vardır, bir de bu simetrinin tam ortasında üzerinde yolcu bölümü ve daha sonra kaptan köşkünü barındıran bir yanından diğerine uzanan bir köprüsü vardır. Önümüzde bir kaç araç daha olduğundan onlar yerlerini bizden önce aldılar ve sıra bize geldiğinde bir başka otobüsün arkasına ve otobüsün sol yanı da köprünün yan duvarına gelecek şekilde durduk. Daha sonra sağ yanımıza bir başka otobüs ve arkamıza da bir bir kamyon geldi.
O anda arabaları yerlerine yerleştiren adamların aslında ne kadar basit bir iş yaptıklarını ve onlar için detayların ne kadar önemsiz olduklarının farkına vardım. Bir arabalı kazası yaşanıncaya dek hiçkimsenin farketmeyeceğini ya da farketse bile önemsemeyeceği bir durum vardı ortada. Şayet arabalı bir kaza yapsa ya da en azından bir şekilde yan yatmaya başlayacak olsa bizim otobüsümüzden çıkmak imkansız olacak. Bu gibi durumlarda otobüslerden kaçıp kurtulmanın tek yolu camları acil durum çekiçleri ile kırmak ve camlardan dışarı atlamaktır, ancak bizim otobüsümüz o kadar güzel yerleştirilmişti ki üç tarafımız araçlarla, bir yanımız ise demir bir duvarla örtülmüştü. Yani bir şekilde araçlar kayacak otobüsün içinde hapis olacaktık.
Umarım bu olayı önemsiz bir hikaye olarak okumazsınız, çünkü hiçbir zaman meydana gelmemiş bir olay asla meydana gelmeyecek demek değildir. Bizi insan yapan da aklımızı kullanıp olaylar meydana gelmeden önce sorunlara çözüm bulabilme yeteneğimizdir, bu yetenekten faydalanmamanın adını gelin siz koyun. Bunu bir kehanet olarak değil, mantık olarak söylüyorum: Eğer bu gibi bir konuda tedbir alınmazsa, birgün mutlaka o otobüsün içindekiler can verecek ve ancak o zaman belki bu konuda önlemler alınacaktır; ülkemde yaşanan deprem sonunda olanlar da aslında bunun birebir bir örneği değil mi?
Hazır deniz araçlarından bahsediyorken bir parantez açayım ve denizcilikte kullanılan iskele, sancak ve bunlara ait olan renkleri nasıl aklınızda kolayca tutabileceğiniz ile ilgili bir ipucu vereyim. Anlatacağım teknik en azından kendimde işe yaramıştır, sizin için bir garantisi yoktur, ancak bu tür bir teknik ile öğrendiğiniz bilgiyi unutma ihtimaliniz gerçekten çok düşük:
Elimizde öncelikle kendimize göre sağ ve sol yönlerine sırasıyla karşılık gelen sancak ve iskele terimleri var. Sağ’ın sancak ve solun iskele olduğunu öğrenmekte çok basit bir yöntem kullanacağız, ancak bu teknik kendi başına çok az durumda işe yaramaktadır, çünkü içinde bulunduğumuz durum bir “ikili durum” dur, yani eğer biri değilse diğeridir.
Sağ ve sancak kelimelerinin ilk seslerinin benzer olduklarına dikkat etmek ve yalnızca bu ilişkiyi akılda tutmak sorunu çözecektir: “Sa”ğ - “Sa”ncak. Bu ilişkiyi anımsadıktan sonra geriye sol - iskele ilişkisi kalmaktadır, ancak bu bir ikili durum olduğundan bu iki terim arasında bir bağlantıyı aramaya gerek yoktur, kendiliğinden sonuç çıkarılmaktadır, yani sağ sancak ise geriye yalnızca solun da iskele olacağı olasılığı kalmaktadır.
Bundan sonra bu yönlerin renkleri ile ilişkilerini bilmek gerekir, bu ise diğeri kadar basit bir teknik ile olmasa da beynin çok daha çabuk kabul edeceği ve büyük olasılıkla unutulması imkansız bir bağlantı olacaktır. Bu ilişkiyi kurarken de yine ikilem olmasının bize verdiği avantajdan faydalanıyoruz ve bağlantıyı yalnızca sağ - sancak yönünde tanımlıyoruz: Sağ diyince aklımıza hemen bir futbol sahasını getirebiliriz, ne de olsa sözcüğün sesi kolaylıkla bize bunu çağrıştırabilir, bir futbol sahasını aklımıza getirdikten sonra çabucak bu sahanın ne renk olduğunu da bulabiliriz, saha yeşildir; dolaisiyle sağ - saha - yeşil bağlantısı çok hızlıca kurulacak ve unutulmayacaktır.
Geriye de sol - iskele - kırmızı ilişkisi kalır, bu da çok doğaldır. Esasında gerekli olmayan, ancak ilişkilerin anımsanmasında bir başlangıç noktası vermek adına küçük bir ekleme daha yapabilirim: Eğer ilişkilerin hepsinin yalnızca sağ yön için yapıldığını ve sol yönün ise ikili ilişki olmasından ötürü geldiğini farkettiyseniz ve ilişkileri hatırlamakta da güçlük çekiyorsanız aklınızın bir köşesinde yola çıkış noktanızın gündelik hayatta en çok kullandığınız eliniz olduğunu unutmayın ve umarım solak değilsinizdir :) Neyse ki bu çok önemli bir nokta değil.
İstanbul - Ayvalık yolculuğum sırasında yaptığım bir “hack”den bahsetmek istiyorum, ancak bundan hemen önce bazılarının kafaları karışmasın diye “hack” teriminin benim kabul ettiğim anlamını açıklamakta yarar görüyorum:
Bence “hack” bir soruna çözüm arayışında akla gelen çabuk, akılcı ve kimi zaman eğlendirici bir fikir ya da bu fikrin eylemidir.
Yolda giderken CD çaları olmayan arkadaşımın arabasında kaset çalardan müzik dinliyorduk, ancak kaset çalarda açıkca belli olan bir sorun vardı. Kasetin bir yüzünü zevkli bir şekilde dinlemiş ve daha sonra kendiliğinden kasetin diğer yüzüne geçmiştik ki bu yüzde beş - on saniyede bir kaset çalar çalmayı durdurup diğer yüze geçiyor ve burdan çalmaya devam ediyordu. İleri ve geri sarma tuşlarına aynı anda basarak kasetin diğer yüzüne elle geçirmemize rağmen kaset çalar on saniye sonra tekrar kendiliğinden diğer yüze geri dönüyordu.
Oldukça can sıkıcı olan bu durum zaten zor çekilen yedi saatlik yolu çekilmez hale getirmeye başlamıştı. Sorun belki kasetin kendisindedir diye düşündüm, ancak arabanın sahibi arkadaşım kaset çaların bu sorununu önceden bildiğini söyleyince bir başka kaset takıp da denemeyi gerekli görmedim, çünkü olasılıkla aynı sorun o zaman da devam edecekti. Kaseti çıkartıp da radyodan bir şeyler dinlemek de bir çözümdü aslında, ancak asıl soruna bir çözüm değil, yalnızca mevcut sorunun üstünü örtmek ve onu görmezden gelmek olurdu bu.
Eğer bu sorunu halledemezsek tüm yol boyunca kasetin aynı yüzünü dinleyip duracağız sanıyordum, en kötü ihtimalle aynı yüzü devamlı olarak başa sararak diğer yüzü oynatmaya başlayacağız, daha sonra kaset çalar nasıl olsa yüz değiştirip bize aynı şarkıları dinletecekti. O anda çabucak aklıma kasetin yalnızca bir yüzünü çalabiliyorsak ve biz ne yaparsak yapalım kaset çalar yüzü diğer tarafa çeviriyorsa, kaseti çıkartıp dinlemek istediğimiz yönün tersine takmak fikri geldi. Kaseti çıkardım, dinlemek istediğimiz yönün tersine taktım ve çalmaya başladık, kaset çalar yapacağını yaptı, ancak aslında tam da bizim istediğimizi yapmış oldu.
Bu gibi “hack”leri pekçoklarımız bilinçsiz olarak gün içinde onlarca kez yapıyoruz, örneğin pekçoklarımız mutlaka sallanan bir masanın ayağının altına kağıt parçası kıvırıp koymuşuzdur; işte ben buna “hack” diyorum. Bu gibi fikir ya da eylemler günlük hayatta olabileceği gibi diğer tüm alanlarda da bulunabilir, zaten genelde “hack” deyince insanların aklına ilk olarak bilgisayar “hacker”ları gelmektedir sanırım. “Hacker”ın zarar veren anlamı dışında olan ve yine bilgisayar alanındaki sorunlara çabuk, akılcı ve kimi zaman eğlendirici çözümler bulan kişileri tanımlamakta kullanılan anlam bence bu terimin gerçek anlamıdır.